> elif zehra kandemir

empirik


«-taze kan gibi sıcak-*
bir şehirde ağlarsın
ve kimsecikler duymaz
ne yitiksin ne varsın
sallanan bir duvarsın
az sonra yıkılacak»
(mk)
 

-birinci tercüme-

bir çığlık ve bir acı; yetimlik hissiyâtı
kopup çıkar bedenden
yükselir atmosfere
arz üstünde dolanıp
sesini duyuracak en saf bedeni arar

başka yerde bir çocuk kâbusunu anlatır;
‘kocaman canavarlar
ellerinde silahlar yaklaşırlar her gece
eğer engellenmezse
canavar öldürecek dünyadaki herkesi’
kabusunu anlatır her sabah büyüklere
yatırım risklerini ve istatistikleri bilemediği için
inanmazlar çocuğa

çocuk anlatamaz ki martı çığlıklarını
her sabah, her ikindi
intihar habercisi, cinnet peşrevi gibi
nasıl işittiğini


-ikinci tercüme-

bir şiir yazacağım şehir ahalisine
bir şehir ahalisi yıldönümü kâbuslar
herkes çam ağacını ucuza getirirken
zeytinliği yakılan bir şehir ahalisi
empirik olmayacak bir şiir yazacağım
yan taraftaki evin çam ağacını yakıp
kurumuş zeytin dalı ve cıpcılız bir öfke
bir de kara yüzümün
resmini koyacağım
empirik olmayacak bir şehir yakacağım
dumanı ta mısır’dan göreni korkutacak

çocuk elli liraya orucunu satmazken
ruhumuz aşeriyor
tam da iftar öncesi
taze ekmek kokusu, kapanan kepenk sesi
ruhumuzun belki bu; yunulamaz lekesi


-kırkı çıkmış tercüme-

radyasyon aletleri, çam ağacı süsleri
kurumsal, titiz çaba acıları eskitir
sonra güya insana
öğütler öğütmeyi eskimiş acıları
öğütler öğütmeyi kan damlayan bu sistem

az sonra yıkılacak sallanan bir duvardır
artık protestolar
artık dua eden el
artık olur şehirde yapayalnız bir çocuk
ah’ı gurbette sonra bir çocuğa dokunur
gurbetteki çocuğu
kâbusları avutur


bilmemkaçbin müselman
bütün ortadoğu’yu bu ünle mi diriltir
direnişin ünlemi belki de bu değildir




*necip fazıl kısakürek