> Hacı Kalfa

Kalite ve Aroma

“şark mazoşizmi’’nden kurtulmak istiyorum.
bu bir.
“bozkır kökenli bir Müslüman köylü” gibi gebermek istemiyorum.
bu iki.
Kalite, aroma, gusto istiyorum.
bu da üç. yaşamak istiyorum senin anlayacağın.
Hayatın tadını çıkarmak, keyif çatmak istiyorum….’’ diyerek temennilerde bulunan şair Süreyya, temennilerinin gerçekleştiğini görerek sevinmekte midir acaba?

Şark’ın garbi tarafı mazoşizmden sadizme terfi edeli epeyce bir zaman geçmiş bulunmaktadır.’’ Bozkır kökenli Müslüman köylü’’ tipleri ise ‘Kulleteyn’de kalmıştır bir hatıra olarak. “Kalite, aroma ve gusto’’ global ekonomi sayesinde taşralarda yerini almıştır. Yani bozkır kökenli müslüman köylüler, kaliteyi, aromayı ve gustoyu hemen yanı başlarında bulabilmektedirler artık. Onlar için bol ışıklı geniş mekânlar inşa edilmekte, mekânlar, çeşitli oyuncaklarla, avadanlıklarla süslenmekte, emtianın arzında peri-suretler, nazeninler kullanılmaktadır. Ancak, her ne kadar ahır ve ağıl kokusu giderilmişse de homme-erectusun bok kokusu yaygın bir şekilde devam etmektedir. “Gerzekler gettosuna’’çevrilmiştir şeş cihat. Şair, kurulmakta olan gettoyu seneler evvelinden fark etmişti de “Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama / Çatla Sodom Gomore, patla Bizans ve Roma.’’ demişti ve yine “Bıçak soksan gölgeme / Sıcacık kanım damlar / Gir de bir bak ülkeme / Başsız başsız adamlar.’’diye sızlanmıştı. Fakat bazı sonradan görmeler, çocuklarını leğende yıkayan annelerin artık jakuzi kullandıklarını kifayetsiz bulduklarından olsa gerek, istihlakin daha da artırılmasını cennetin yolu diye algılamakta ve etrafındaki birkaç hödüğe de algılatmaya çalışmakta, bunun için olağanüstü say ü gayret göstermektedirler.

Sosyal bilimlerin her hangi bir dalında ütopistlerden bahsedilir uzun uzun. Maksatları, insanların mutluluğudur. Kendilerine göre buldukları çözümleri, insanlara anlatmaya çalışmışlardır. Ama, onların söyledikleri çok da ciddiye alınmamıştır. İnsanlar, genellikle kendileri için başkalarının fedakarlık yapmasına andavallılık olarak bakmışlardır. (Andaval, Niğde’ye bağlı eski bir köy ismi olup, ahalisinin misafirperverliği şöhret bulduğundan argo ile alakasızlığı kaynaklar tarafından tesbit edilmiştir). İstihlaki istihsalin, istihsali ise istihlakin sebebi olarak keşfeden büyük kâşif(!), “mutluluğun kazanılması’’nı Dale Carnegie’den sonra ifşa etmenin hazzını yaşamakta ve bu hazzı avenesiyle paylaşmaktadır. Büyük kaşifle ütopistler arasında mahiyet farkı vardır. Ütopistler, insanlık durumu üzerine ciddi ciddi düşünmüşler ve ileri sürdükleri düşüncelere inanmışlardır. Büyük kaşif ise düşünmekten mahrum bir zavallıdır. Yetiştiği ve yaşadığı çevrede düşünce daima kısır kalmış, hatta hiç olmamıştır.

Ahd-i Atik der ki: ’’Şeytan, Ademi yüksek bir tepeye çıkardı. Ona yeryüzünün bütün hazinelerini göstererek ‘bana secde edersen bütün bu hazineler senin olacak’ dedi. Ama Adem, şeytana secde etmedi. Ve kitap der ki: “Adem, şeytana secde etmedi, ama Adem’in oğulları secde ettiler.’’ Âdem’den sonra bu hep böyle oldu. Yani sidik yarışlarını hep şeytan kazandı. Bir iki istisnası sayılmazsa.

Kıyıcılığın insanın kanında mevcut olduğundan bahseder kitap. Bu bir hilkat mes’elesidir. Nasihatler, her zaman faydadan beri kalmıştır. Çünkü insan, “çok zalim ve çok cahildir.’’

“Büyücü çırağı’’ işin farkına vardı, lakin geç kaldı. Dönüşü mümkün olmayan bir yola girdi. Yolun sonunun cehenneme çıktığını ayn-el-yakin görmektedir artık.’’Ben yandım eller yanmasın’’ diyecek hali yok. O halde “herkese bir kambur’’un yüklenmesini dilemektedir.


Fakat bir yerlerde şöyle yazıldığı görülmüştür: “Melal içindesin. Yoksul olduğunu düşünüyorsun. Ne ki senden alınmıştır, o senin hayrınadır. İçindeki yoksulluğu hissediyor musun? İşte senin için en hayırlı vakit… Unutma , ihtiyaç mütemadidir.’’

Bu cümle, şair Süreyya’ya göre şark mazoşizmine bir örnek sayılabilir. Şair, bir gün terk-i diyar edeceğini de bilmektedir, herkes gibi. Ama galiba onun için “Gün de bugünkü gündür…’’ O, ‘yarını olmayan günlere kalmış’tır. Kendi bileceği bir husus.

Mazoşizminin yerine sadizmi koyarak başkalarını rahatsız etmesin yeter.